Twitter | Search | |
mehmet senol
1/ Biraz önce bir arkadaşım aktardı unu. Bu hesabın 40 bini aşkın takipçisi varmış Bahsettiği dergi zamanında hem Yayın Yönetmeniydim, hem de o araştırmayı yapan ve yazan benim :-) Dolayısıyla ne yazık ki bu kara cahil arkadaşa yanıt vermem gerekiyor; onun adına üzgünüm :-)
Reply Retweet Like More
mehmet senol Aug 27
Replying to @mehmetsenol
2/ Aslında Galatasaray kültürünün bu nadide parçasını biraz daha tanıtmama vesile olduğu için teşekkür etmek lazım arkadaşa kimse.. Çünkü Galatasaray Müzesi'nin en nadide parçalarından biridir bu...
Reply Retweet Like
mehmet senol Aug 27
Replying to @mehmetsenol
3/ Yine uzun olabilir, baştan uyarayım :-) Öncelikle, Kare Kedi, bir dergidir. Ama bildiğimiz dergiler gibi matbaada basılan, satılan dergilerden değil. Dünyada tek bir kopyası olan bir dergidir! Elle yazılmış, Elle çizilmiştir. Neye mi? Küçük bir deftere….
Reply Retweet Like
mehmet senol Aug 27
Replying to @mehmetsenol
4/Her sayısı defterin yapraklarında birbirini takip eder ve yaklaşık 250-300 sayfadan oluşur. 1920’li yıllarda Galatasaray Lisesi’nde çıktı. Okurları da öğrencilerdi. Madem tek kopya, nasıl diye sorarsanız, yazıldıktan sonra öğrenciler arasında elden ele dolaşarak okunuyordu.
Reply Retweet Like
mehmet senol Aug 27
Replying to @mehmetsenol
5/Dergi, bu okuma yolculuğu ardından tekrar derginin sahibine, “yazarına” geri dönüyordu. Ta ki, yazarı ve yazarları “yeni sayısı”nı bitirene, yani defterin birkaç yaprağını daha doldurana kadar…
Reply Retweet Like
mehmet senol Aug 27
Replying to @mehmetsenol
6/ Defterlerin (yani Derginin), kendi başına taşıdığı sanatsal değerinin yanı sıra Kulüp açından da müthiş bir önemi vardır. Çünkü Galatasaray logosu ilk olarak bu defterler sayfalarından birinde resim olarak çizilmiştir ve anlatacağım sürecin sonunda logo haline gelmiştir!
Reply Retweet Like
mehmet senol Aug 27
Replying to @mehmetsenol
7/İşte o 2 defterden oluşan, yani adı “Kara Kedi” olan “dergi”nin toplam 36 sayısını içeren o iki defter, Galatasaray Müzesi’nin envanterinde en değerli parçalardan biri olarak güvenli bir yerde saklanıyor ve sergileneceği günü bekliyor…
Reply Retweet Like
mehmet senol Aug 27
Replying to @mehmetsenol
8/ İşte bunlar...
Reply Retweet Like
mehmet senol Aug 27
Replying to @mehmetsenol
9/Ama önce bu defterlerin, bu derginin sahibine, sahiplerine, başyazarına, çizerlerine bakalım. Defterin sahibi, başyazarı ve çizeri Ahmet Ayetullah isimli bir öğrenciydi. Kurulduğumuz yıl, 1905’de doğmuştu. 10 yaşında mektebe girmiş, Mezun olduktan sonra doktor olmuştu.
Reply Retweet Like
mehmet senol Aug 27
Replying to @mehmetsenol
10/ Ne yazık ki Ahmet Ayetullah henüz 26'sında vefat etti. Lisenin edebiyat öğretmeni olan babası, hazin bir cümleyle “parlayıp da birden batan yıldızlar gibi sönüp giden” dediği oğlunun el emeği dergisini müzeye bağışladı.
Reply Retweet Like
mehmet senol Aug 27
Replying to @mehmetsenol
11/Baba Mehmet Emin'in yazdığı kısa mektup, Kara Kedi ilk sayfasındadır: “Bugün her biri bir irfan-ı mücessem-i istikbal olacak olan talebenin elyevm serpuşlarında görülen [gayın sin] tırazı çire-desti-i maharetidir. Arkadaşlarına karşı ebedî bir yadigâr-ı hürmetidir...”
Reply Retweet Like
mehmet senol Aug 27
Replying to @mehmetsenol
12/Kara Kedi, 1920’lerdeki Galatasaray Lisesi’ndeki gündelik hayatın en canlı ve estetik belgesi olarak ilgiyi hak ediyor, bu ayrı bir konu. İsteyen yazıma bakabilir. Ama “logo”nun hikayesini anlatmaya başlayalım
Reply Retweet Like
mehmet senol Aug 27
Replying to @mehmetsenol
13/ Cumhuriyetin ilan edildiği yıl olan 1923’te Galatasaray’ın artık 1919’dan bu yana kesintisiz olarak yapılan genel kurullarından biri daha yapıldı. Kulüp henüz 18 yaşındaydı ve toplantıya özellikle gençler daha çok ilgi göstermişti. İşte logo o gün belli oldu!
Reply Retweet Like
mehmet senol Aug 27
Replying to @mehmetsenol
14/Arkadaşlarının kısaca Ayet dediği Ayetullah, meraklı arkadaşı Şinasi'yle okulda arkadaşları için "yazdıkları" Kara Kedi'de daha önce birşeyler çizmişlerdi.
Reply Retweet Like
mehmet senol Aug 27
Replying to @mehmetsenol
Müthiş bir çizgi yeteneği olan Ayet, o çalışmaların birinde, kendi zevkine göre bulduğu ve geliştirdiği dekoratif unsurlar ya da elle çizilmiş resimler ile süslediği derginin bir sayfasında herkesin dikkatini çeken bir figür kullanmıştı.
Reply Retweet Like
mehmet senol Aug 27
Replying to @mehmetsenol
16/ Ayet, Harf devrimi öncesinde kullanılan alfabenin G ve S’ye karşılık gelen gayın ve sin harflerini ahenkli bir tasarım ile birlikte çizmiş, her zaman yaptığını yaparak, ortasına da kendi dergisinin adını ve “logosunu”, o sevimli kara kedisini yerleştirmişti!
Reply Retweet Like
mehmet senol Aug 27
Replying to @mehmetsenol
17/Çizim, herkesin o kadar beğenildi ki, “Galata” ve “Saray” kelimelerinin baş harflerinin çok şık bir tasarım ile istiflenerek bir araya getirilmesinden oluşan- tabii ki kara kedisiz!- çizimi kulüp yöneticilerine gösterme kararı verdi bazı öğrenciler...
Reply Retweet Like
mehmet senol Aug 27
Replying to @mehmetsenol
18/İşte kulübün 1923'deki o genel kurulu bir fırsattı. Sessiz ve çekingen Ayet’in o heyecanlı ortamda kendi çalışmasını ortaya çıkarması biraz zordu ama daha atılgan karakterli yakın dergi arkadaşı Şinasi, gayın sin’li resmi Ayet’ten alarak kongreye sunmaya kararlıydı :-)
Reply Retweet Like
mehmet senol Aug 27
Replying to @mehmetsenol
19/ Şinasi kararlıydı ama o kadar gençti ki o da konuşmaya cesaret edemedi.... Daha “oturaklı”, “sözü geçen” bir üyeye ihtiyaç vardı. Şinasi’nin yanıbaşında oturan Doktor Namık (Canko) Şinasi’nin elindeki taslağı alarak kürsüye çıktı!
Reply Retweet Like
mehmet senol Aug 27
Replying to @mehmetsenol
20/Resmin ortaya çıkması ile birlikte salonda büyük bir alkış koptu ve tüm Galatasaraylıların gönülden ittifakı ile üzerinde hiçbir tartışma olmaksızın bu amblem kabul edildi. Artık Galatasaray’ın da tüm dünyadaki önde gelen kulüpler gibi bir amblemi olmuştu.
Reply Retweet Like
mehmet senol Aug 27
Replying to @mehmetsenol
21/Kara Kedi, Ahmet Ayetullah’ın hazin yaşam öyküsünü hatırlatsa da aynı zamanda 1920’lerdeki Galatasaray Lisesi’ndeki gündelik hayatın en canlı ve estetik belgesi olarak ilgiyi hak eden olağanüstü nadide bir eserdir.
Reply Retweet Like
mehmet senol Aug 27
Replying to @mehmetsenol
22/ Yazımda Kara Kedi'den ayrıntılı bir çok yazı-çizim aktarmıştım ama burada dergisinin adını neden Kara Kedi koyduğunu anlatayım sadece... Çünkü müthiş geliyor bana...
Reply Retweet Like
mehmet senol Aug 27
Replying to @mehmetsenol
23/ Ahmet Ayetullah, neden bu adı koyduğunu, 3. sayıya yazdığı bir masalla anlatıyor: “Küçüklüğümden beri işittiğim bir masal vardır: Kara Kedi masalı. Sıcak bir kış odasında… Ortada bir mangal tepeleme dolu… Misafirler gelmiş. Ben o ...."
Reply Retweet Like
mehmet senol Aug 27
Replying to @mehmetsenol
24/ "...akşam o kadar keyifliyim ki… Misafirlerin birinin yanına sokulmuş, adeta korkumu vücutlarının hararetine tevdi ediyorum. Böyle en ziyade sokulduğum kimse de komşumuzun kızı idi.. O bana o kadar yüz vermişti ki hemen en ufak bir şey için ona koşar, korkuyor gibi yapar.."
Reply Retweet Like
mehmet senol Aug 27
Replying to @mehmetsenol
25/ "boyuna sırnaşırdım.. Hele bazı böyle kış gecelerinde yanından ayrılmazdım. İşte yine böyle bir geceydi… Oda sigara dumanlarıyla dolmuş.. Öteden beriden konuşuluyor.. Ben hemen -Hayriye ablamın- yanına koştum.. O beni kucağına aldı.. Okşadı, yanaklarımdan öptü...."
Reply Retweet Like
mehmet senol Aug 27
Replying to @mehmetsenol
26/ "...Bu iltifat beni şımartmaya kâfi değil mi? “Masal isterim de masal” Nihayet kandırdım: O akşam bana korkunç bir kara kedi masalı söyledi.. O saçma masalı burada zikretmek istemem. Fakat o gece bu masal bana o kadar tesir etmişti ki her korkunç kelimede bir parça daha...."
Reply Retweet Like
mehmet senol Aug 27
Replying to @mehmetsenol
27/ "...sokula sokula oracıkta ısınmış, uyuyuvermişim… Şimdi büyüdüm… Ama hâlâ o saçma masalı aynı korku ile, aynı yerde, uzun müddet dinliyor gibi olurum… Gözlerim derin derin dalar…"
Reply Retweet Like
mehmet senol Aug 27
Replying to @mehmetsenol
28/ Bitireyim. Ya, sevgili arkadaşım. Bazı şeyleri söylemeden önce iki kere düşünmek, bi bakmak, araştırmak, 'ya bunu yazıyorum ama doğru mu acaba' demek lazım. Neyse; sayende hikayeyi bilmeyenler de öğrenmiş oldu :-) Ayet'in, Şinasi'nin, Doktor Namık'ın ruhlarına gitsin...
Reply Retweet Like